Hakikat Yayıncılık - Muhterem Ömer Öngüt’ün Eserleri | Hakikat Dergisi | Hakikat Medya | Hakikat Kırtasiye
Arama Yap
HAZRET-İ MUHAMMED Aleyhisselâm - NÛR-Î MUHAMMEDÎ -sallallahu aleyhi ve sellem- (34) - Ömer Öngüt
NÛR-Î MUHAMMEDÎ -sallallahu aleyhi ve sellem- (34)
HAZRET-İ MUHAMMED Aleyhisselâm
Dizi Yazı - Resulullah Aleyhisselâm'ın Hayat-ı Saâdetleri
1 Nisan 2026

 

HAZRET-İ MUHAMMED
Aleyhisselâm

NÛR-Î MUHAMMEDÎ -sallallahu aleyhi ve sellem- (34)

 

Münâfık Abdullah

Ve fakat münâfık olan Abdullah bin Ubeyy bin Selül ise iman etmiş gibi göründü, münâfık olduğunu gizledi. Ümmet-i Muhammed arasında fitne çıkarmak için fırsat bekledi.

Hazreç kabilesinin ileri gelenlerinden olan Abdullah bin Ubeyy bin Selül, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in Medine-i Münevvere'ye hicretinden önce Hazreç kabilesine reis olacaktı. Taraftarları ona süslü bir taç bile hazırlamışlardı. Müslümanlığın Medine-i münevvere'de yayılması, Resulullah Aleyhisselâm'ın hicret etmesi reisliğine mâni oldu. Bu sebeple kendisi de taraftarları da İslâm'a düşman oldular. Fakat bozgunculuklarını daha etkili yapabilmek için de Bedir savaşından hemen sonra İslâm'a girdiler, iman etmedikleri halde müslüman göründüler. Böylece münâfıklar zümresi türemiş oldu.

Hicretten birkaç gün sonra Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri Abdullah'a bir mektup göndererek himayelerine aldıkları Peygamber'i öldürmelerini veya Medine'den çıkarmalarını istemişler, aksi takdirde bütün güçleriyle üzerlerine yürüyeceklerini bildirmişlerdi.

Abdullah'ın mevzuyu taraftarları ile görüşmekte olduğu haberi Resulullah Aleyhisselâm'a ulaşmış, o da Abdullah'ı ziyaret ederek Kureyş'in isteklerine uydukları takdirde kendilerinin zararlı çıkacaklarını ona hatırlatmıştır. O sırada Medine'nin çoğunluğu müslüman olduğu için Abdullah Peygamber'e karşı hareket etmeye cesaret edememişti.

Abdullah bin Ubeyy Medine'li yahudilerle de işbirliği yapıyordu. Hazreç kabilesi öteden beri Nadiroğulları yahudileri ile müttefik olduğu için Abdullah onların İslâm aleyhindeki faaliyetlerine kolayca katılabiliyordu. Müslümanların Bedir zaferini bir türlü hazmedemeyen ve bunda kendi âkıbetlerinin işaretini gören Kaynukaoğulları yahudileri bazı taşkınlıklarda bulunmuşlardı. On beş gün süren kuşatma sonucunda yahudiler Resulullah Aleyhisselâm'ın hükmüne râzı olarak teslim oldukları bir sırada Abdullah onların imdadına koşmuş ve Resulullah Aleyhisselâm'a Hazreç kabilesinin yahudilerle anlaşma yapmış olduğunu ileri sürmüştür.

Bu hadiseden sonra müslümanların yahudilerle ve hıristiyanlarla dostluk kurmalarını yasaklayan Âyet-i kerime nazil olmuştur.

Hemen akabinde nazil olan Âyet-i kerime'de de Abdullah bin Ubey ve taraftarları kastedilerek şöyle buyurulmaktadır:

"Kalplerinde hastalık bulunanların 'Devir onların lehine döner de bize bir musibet erişir diye korkuyoruz.' diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün.

Umulur ki Allah bir fetih ya da kendi katından bir emir getirir de böylece onlar içlerinde gizledikleri şeyden (nifaktan) dolayı pişman olurlar." (Mâide: 52)

Uhud savaşında Resulullah Aleyhisselâm, müşrikleri Medine'de karşılamak düşüncesindeyken, bazı genç sahabilerin ısrarı üzerine yedi yüz kişilik bir kuvvetle Uhud'a doğru yola çıkmıştı. Abdullah da Medine'den dışarı çıkılmasına taraftar değilken Resulullah Aleyhisselâm'ın çıktığını görünce üç yüz kişilik bir kuvvetle katılmış, ancak yolda Medine'den ayrılmamak hususundaki görüşüne itibar edilmediğini ileri sürerek savaşa katılmaktan vazgeçmiş taraftarlarıyla Medine'ye geri dönmüştü.

Resulullah Aleyhisselâm'ın Nadiroğulları yahudilerinin Medine'yi terk etmelerini istemesi üzerine, Abdullah bin Ubeyy yahudilere haber göndererek yerlerinden ayrılmamalarını ve Resulullah Aleyhisselâm'a karşı gelmelerini istemişti. Onlar da buna güvenerek kalelerine kapanmışlar ve mukavemete teşebbüs etmişlerse de vaad edilen yardım gelmeyince müslümanların şartlarını kabul etmek zorunda kalmışlardı. Kur'an-ı kerim bu hadiseye işaret ederek Haşr Sûre-i şerif'inin 11. Âyet-i kerime'sinde münâfıkların yalancılığını bir kere daha ortaya koymuştur.

Abdullah bin Ubeyy, Mustalıkoğulları savaşından dönerken de eskiden beri sürdürdüğü bozgunculuğuna devam ederek muhacirler aleyhine çirkin sözler söylemiş, fakat öldürülmesine yol açacak muhtemel sert tepkilere bizzat Resulullah Aleyhisselâm mâni olmuştur.

Yine bu sırada Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz hakkında uydurulan iftiranın baş tertipçisi ve yayıcısı da o olmuştur.

Âyet-i kerime'de Abdullah bin Ubeyy kastedilerek:

"Onlardan o (yalan)ın en büyüğüne elebaşılık yapana da büyük bir azap vardır." buyurulmuştur. (Nûr: 11)

Resulullah Aleyhisselâm kendisini çok üzen bu hadiseden dolayı Abdullah'ı cezalandırmamış ve ona karşı daima müsamahalı davranılmasını istemiştir.

Abdullah bin Ubeyy hicretin dokuzuncu yılında yirmi gün süren bir hastalıktan sonra öldü. Oğlu Abdullah babasını kefenlemek için Resulullah Aleyhisselâm'dan gömleğini istedi, cenaze namazını kıldırmasını da rica etti. Resulullah Aleyhisselâm gömleğini verdi, fakat namazını kıldırmak için harekete geçtiği sırada Hazret-i Ömer -radiyallahu anh-in Tevbe Sûre-i şerif'inin 80. Âyet-i kerime'sine dayanarak münâfıkların affı için duâ edilmeyeceğini ileri sürmesi ve ısrarlı itirazı ile karşılaştı. Nihayet aynı sûrenin nâzil olan 84. Âyet-i kerime'si Hazret-i Ömer -radiyallahu anh-i tasdik eder mahiyette, münâfıklara duâ etmeyi ve kabirlerini ziyaret etmeyi kesinlikle yasakladı.

İman eden Abdullah bin Selâm'ın sonsuz saâdeti daha dünyada iken müjdeleniyor. Bu şerefe nâil oluyor. Münâfık olan Abdullah bin Ubeyy ise Allah'ın gazabına müstehak oluyor.

Münâfıkların durumunu şu Âyet-i kerime beyan eder:

"Münâfıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar." (Nisâ: 145)

Abdullah İbni Ubeyy bin Selül fitnesinden ötürü kendisinin ve etrafının ebedi cehenneme girmesine vesile oldu.

İşte iman ile küfrü ayırt eden nokta budur.

Allah-u Teâlâ, Tevbe Sûre-i şerif'inin 80. ve 84. Ayet-i kerime'lerinde şöyle buyurmaktadır:

"Resul'üm! Onlar için ister mağfiret dile, ister dileme. Onlar için yetmiş defa af dilesen de Allah onları aslâ bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve Peygamber'ini inkâr etmelerinden ötürüdür. Çünkü Allah, fâsıklar gürûhunu hidayete erdirmez." (Tevbe: 80)

"Onlardan ölen kimsenin namazını sakın kılma! Mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah'ı ve Peygamber'ini inkâr ettiler ve fâsık olarak öldüler." (Tevbe: 84)


  Önceki Sonraki