
İlk insan ve ilk peygamber Âdem Aleyhisselâm'ın zürriyeti çoğalıp etrafa dağıldıkça; zamanla vesveselere dalıp, arzu ve heveslerine kapıldılar. Hakk ve hakikatten uzaklaştılar.
Hakk Celle ve Alâ Hazretleri insanların dünya ve ahirette saâdet ve selâmete ermeleri için onlara kendi içlerinden peygamberler göndermiş, kitaplar salmıştır.
Bazı peygamberlere indirilen ve "Suhuf" adı verilen ilâhi sayfalar bugün elimizde mevcut olmadığı gibi; Musâ Aleyhisselâm'a indirilen Tevrat, Davut Aleyhisselâm'a indirilen Zebur ve İsâ Aleyhisselâm'a indirilen İncil kitaplarının da asılları kalmamıştır.
Davut Aleyhisselâm'a, âhir zaman peygamberi Muhammed Aleyhisselâm ve onun mübarek ümmeti hakkında şöyle vahiy inmiştir:
"Ey Davut!
Senden sonra sâdık ve seyyid bir peygamber gelecektir. Onun ismi "Ahmed" ve "Muhammed"dir.
Ben ona hiçbir zaman kızmam, o da beni hiçbir zaman kızdırmaz, o bana âsi olmazdan önce, ben onun geçmiş ve gelecek bütün kusurlarını bağışlamışımdır.
Onun ümmeti de rahmete ermiştir. Nafile ibadetlerden, peygamberlere verdiklerimin benzerlerini onlara da vermişimdir. Peygamberlere farz kıldığım şeyleri onlara da farz kılmışımdır. Onlar kıyamet günü bana gelecekler, onların nurları peygamberlerin nurları gibidir.
Kendilerinden önce peygamberlere farz kıldığım gibi, her namazda abdest alıp temizlenmelerini onlara da farz kıldım. Kendilerinden önceki peygamberlere emrettiğim gibi, cünüplükten gusletmelerini onlara da emrettim. Kendilerinden önceki peygamberlere emrettiğim gibi, Hacc yapmalarını onlara da emrettim. Kendilerinden önceki peygamberlere emrettiğim gibi, cihadı onlara emrettim.
Ey Davut!
Ben Muhammed'i ve onun ümmetini, kendilerine verip başkalarına vermediğim bazı hasletlerle bütün ümmetlere üstün kıldım.
Yanılma ve unutmalarından dolayı muâheze etmemek.
Kasıtsız olarak işledikleri günahlardan dolayı, benden mağfiret diledikleri zaman bağışlamak.
Gönüllerinden koparak âhiretleri için gönderdikleri şeylere dünyada hemen kat kat karşılık vermek, ahirette de onlar için nezdimde kat kat sevap biriktirmek.
Onlar kendilerine verdiğim belâ ve musibetlere katlanırlar;
"Biz Allah içiniz ve O'na döneceğiz." derler.
Onlar bana duâ ederlerse, ya âcilen veya kendilerinden kötülüğü kaldırmak, ya da kendileri için ahirette sevap biriktirmek suretiyle duâlarına icabet ederim.
Ey Davut!
Muhammed'in ümmetinden kim ki;
"Allah'tan başka ilâh yoktur. O birdir, O'nun şeriki yoktur." diyerek şehadet getirip, tasdik ederek bana gelirse o kimse benim nezdimde ikramımı görür, cennetimde ağırlanır.
Kim de Muhammed'i yalanlar veya onun, tarafımdan getirip tebliğ ettiklerini yalanlar ve Kitab'ımla alay eder olduğu halde bana gelirse, kabirde onun üzerine azap yağdırır dururum.
Melekler de yüzüne ve arkasına vurup dururlar, sonra da kendisini cehennemin en dibine sokarlar." (Beyhakî-Delâillün nübüvve)
•
Yahudi ulemâsının Tevrat'tan, hıristiyan ulemâsının İncil'den birçok sözleri gizledikleri, âhir zaman peygamberi Muhammed Aleyhisselâm'ın teşrif buyuracağını müjdeleyen âyetleri tamamıyla kaldırdıkları Kur'an-ı kerim'de haber verilmektedir.
İsâ Aleyhisselâm göğe yükselmeden önce bütün insanlara en büyük müjdeyi vererek şöyle söylemişti:
"Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş Tevrat'ı tasdik edip doğrulayan, benden sonra gelecek ve ismi Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah'ın size gönderilmiş bir peygamberiyim." (Saff: 6)
Daha o zaman Allah-u Teâlâ her şeyi ona bildirmişti. Allah-u Teâlâ'nın bildirmesiyle Tevrat'ı tasdik edip kabul etmişti.
Görülüyor ki; Allah-u Teâlâ Habib-i Ekrem'ini bütün peygamberlere ismiyle cismiyle nasıl tanıtmış ve bildirmiştir. Hiçbir yahudinin bu vebal altından kurtulması mümkün değildir. Çünkü açık bir ferman-ı ilâhiye var. Zira Hazret-i Allah ve Peygamber'i bildirip açıklıyor. Yani; "Ben bilmiyordum, duymadım!" gibi bir itiraz kabul edilmeyecektir.
İsâ Aleyhisselâm ümmetine hitaben:
"Allah'ın size gönderilmiş bir peygamberiyim." buyuruyor. (Saff: 6)
Yani; "Ben Allah tarafından size bunları bildirmek ve açıklamak için gönderilen bir peygamberim." diyor.
Bu o kadar büyük bir vebâl ki, altından kurtulmak mümkün değildir. Dikkat ederseniz Allah tarafından bunları açıklamak için gönderilen bir peygamber olduğunu, bu vazife ile gönderildiğini beyan ediyor.
•
İsâ Aleyhisselâm, İsrailoğulları peygamberlerinin sonuncusudur.
Kendi zamanına kadar gelen dini hayatı tazelemiş, kendisinden sonra gelecek olan "Ahmed-i Muhtar"ı açıkca ismiyle duyurmuş, fikir ve kanaatları "Hâtemü'l-Enbiyâ Muhammed Aleyhisselâm"a meylettirmiştir.
İsâ Aleyhisselâm'ın, Tevrat'ı tasdik etmesi, haber verme itibariyledir. Zira Tevrat'ta hem İsâ Aleyhisselâm'a hem de son peygamber Muhammed Aleyhisselâm'a dair haberler vardı. Bu sebepledir ki İsâ Aleyhisselâm, Ahmed Aleyhisselâm'ın gelmesinin yakın olduğunu müjdelemek suretiyle bu husustaki haberlerin doğru olduğunu ispatlamıştır.
"Ahmed"; Allah-u Teâlâ'nın en çok methini yapan kişi mânâsına geldiği gibi, en çok methedilen veya kullar arasında en çok övülen kişi mânâsına da gelir.
Tevrat'ta İsâ Aleyhisselâm'ın gönderilmesine dair verilen müjde, onun gelişiyle gerçekleşmiş oldu. Muhammed Aleyhisselâm'ın geleceğine dair Tevrat'ın verdiği müjdeyi İsâ Aleyhisselâm tasdik ederek onun geleceğini müjdelemiş ve onun öncüsü olduğunu belirtmişti.
Bu, İsâ Aleyhisselâm'ın peygamberlik vazifelerinden birisi idi.
Ne gariptir ki; böyle söylediği halde, İsrailoğulları'nın çoğu onu dinlemediği gibi, hıristiyanlardan bir çoğu da bu hakikati gizlediler, tevil ve tahrif ettiler.
Yahudiler bir peygamberin geleceğini beklemekteydiler. Bu peygamberin kendilerinden olmasını istiyorlardı. Hıristiyan rahiplerinin birçoğu da yeni gelecek peygamberi bekleşmekteydiler.
Kendi kitaplarında müjdelenen peygamber, İsmail Aleyhisselâm'ın soyundan geliverince; çeşitli hilelerle, ithamlarla, düşmanlıklarla muhalefet ettiler.
Âyet-i kerime'nin devamında şöyle buyuruluyor:
"Müjdelenen peygamber onlara delillerle, mucizelerle gelince; 'Bu apaçık bir sihirdir.' dediler." (Saff: 6)
Gerek yahudiler gerek hıristiyanlar, Hazret-i Allah'a iman ederek değil de kendi arzularına uyarak bu peygamberin kendi nesillerinden gönderilmesini bekliyorlardı.
Vakta ki İsmail Aleyhisselâm'ın neslinden gönderildi. Onun apaçık bir peygamber olduğunu hakkıyla bildikleri halde yüz çevirdiler ve inkâra kalktılar.
İşte ırkçılığın insanlara bu kadar zararı ve tahribatı oluyor, ebedi azaba maruz bırakıyor. Bu inkâr ırkçılıklarından ötürüdür. Gerek yahudi gerekse hıristiyanlardan ancak iman edenler kurtulmuştur.