
Dünyanın en radikal, bağnaz köktendincileri tarafından yönetilen İsrail; etrafını yakıp yıkmaya, katliam, soykırım ve vahşet işlemeye devam ediyor.
İnsanları yok etmek dahil her şeye, her hakka sahip oldukları inancına dayanan çok çirkef bir siyaset güdüyorlar. Bu tehlikeli, bağnaz zihniyet sadece yönetimdekilerde değil yahudilerin genelinde var. Sivilleri nişan tahtası gibi kullanan askerlerin konuşmalarına, ölen asker yakınlarının ağıtlarına bakarsanız; Filistinlileri, çocukları, bebekleri öldürmeyi, Filistinlilerin evlerini, arazilerini gasbetmeyi bir meziyet, hatta dini bir görev kabul ettiklerini görürsünüz.
İsrail bu vahşeti bütün dünyayı karşısına alarak yapıyor. Bu cesareti Amerika’dan, Amerika üzerindeki etkisinden, tasmalı bir yasaklı ırk sahibiymişçesine dünyanın en büyük askerî gücünü çekip arkasından sürüklemesinden alıyor.
Trump Gazze’de ateşkesten bahsediyor ancak İsrail her gün kendi izni ile kurulan yardım merkezlerinde bile bir umut gelen Filistinlileri katlediyor. Trump Suriye’yi normalleştirmekten dem vuruyor, İsrail ise Suriye’yi karıştırmak için elinden geleni yapıyor. Bombalıyor, Dürzilere askerî destek veriyor, Suriye ordusuna Suriye’nin içinde şuralara giremezsin diye sınır çiziyor.
Amerika’daki yahudi hakimiyeti; artık bir sır gibi değil, açık açık konuşuluyor, hatta Netanyahu’nun çirkef politikaları ve saldırılarının arkasından sürüklenmesinden açıkça müşahade ediliyor.
Kısaca tekrar etmek gerekirse;
Yahudiler Amerika’nın içinde -FETÖ gibi- her kuruma, her karar alma mekanizmasına sızmış durumda. Nüfusları az ama Amerikan üniversitelerinin yüzde yirmisi yahudi. Lise eğitimi bilerek zayıflatılmış. Üniversiteler ise paralı ve çok pahalı. Sistem halktan bir kimsenin yükselmesini engellemek üzerine kurulu.
Bu gibi taktiklerle, para, medya, siyaset üzerindeki hakimiyetleri ile Amerika’yı avuçlarının içine almışlar. Amerikan hıristiyanlığını bile dönüştürüp kendilerine hizmet eder hale getirmişler. Amerika’ya has bir Hıristiyan mezhep olan Evanjelikler tıpkı yahudiler gibi sapkın bir inanışa sahipler ve İsrail’i desteklemenin İncil’in emri olduğuna inanıyorlar. Şu anda Trump’ın kabinesinde olsun, Amerikan yönetiminde olsun evanjelik-yahudi hakimiyeti var.
Binaenaleyh yaşananları anlamlandırabilmek, bu çirkef siyasetin, savaşların nereye kadar gideceğini tahmin edebilmek için yahudilerin, İsrail yönetimindeki fanatik zihniyetin neye inandığını temel düzeyde de olsa bilmek lâzımdır. Siyasi analizleri yaparken bu bilgiyi akıldan çıkarmamak lâzımdır.
Bu saatten sonra İsrail’den rasyonel bir akılla hareket etmesini bekleyenlerin hayal kırıklığına uğrama ihtimali çok büyüktür.
Yahudilikte “Mesih” inancı çok önemlidir, yahudiliğin 13 iman düsturundan birisidir. Kıyamete yakın zamanda “Mesih”in geleceğine, Mesihî kurtuluş döneminde onun öncülüğünde küresel bir yahudi krallığının kurulacağına ve Süleyman Mabedi’nin yeniden inşa edileceğine inanırlar.
Fakat bugünkü yahudilerin ve İsrail’in yönetimindeki Netanyahu ve şürekasının inancı “Mesih’in geleceğine inanmak” değil, “Mesihin gelişini hızlandırmak” şeklindedir. Bütün vahşet ve savaşların, İsrail’in ve yahudilerin bugünkü çirkef teosiyasetlerinin temelinde yatan en büyük etken budur.
Bu gerçeğin delillerinden birisi Netanyahu’nun 1990 yılında ABD’de Başhaham’la ayaküstü yaptığı bir konuşmanın video kayıtlarıdır. Bu konuşmada Netanyahu’nun destek talebine olumlu yanıt veren haham, eksik bir şey olduğunu, Mesih’in gelmediğini söylüyor ve Netanyahu’ya “Mesih’in gelişini hızlandıracak bir şeyler yap.” diyor. Netanyahu da “Yapıyoruz, yapıyoruz.” diye cevap veriyor.
Dikkat ederseniz yahudi hahamı “Mesih gelecek” demiyor, “Mesihin gelişini hızlandır.” diyor. Benzer bir inanış evanjeliklerde de var. Amerika’da evanjelikler hakkında yayınlanan “Tanrıyı kıyamete zorlamak” adlı eserin ismi bu inanışa dair çarpıcı bir vurgu yapıyor. (Türkiye’de de akademisyen ve araştırmacılar tarafından Evanjelizm hakkında, bu sapkın inanışın Türkiye’ye muhtemel etkileri hakkında yayınlanan kitaplar vardır.)
Yani bu fanatik zihniyet sahipleri “Mesih’in gelmesini hızlandırmak” için harekete geçmek, ortalığı yakıp yıkmak, Mescid-i Aksa’yı yıkıp Süleyman Mabedi’ni inşa etmek ve böylece bekledikleri kehanetleri kendi elleriyle hazırlamak gerektiğine, böylece büyük yahudi krallığının kurulacağına inanıyorlar.
Bu inanıştaki en büyük sapkınlık yahudi ve evanjeliklerin “Tanrı”yı yönlendirebileceklerine inanmalarıdır. Bunlar kendi ırklarını adeta ilahlaştırmışlar, başka milletleri hayvan gibi görmelerinden de anlaşılacağı üzere çok tehlikeli bir teofaşist zihniyete sahipler.
Amerikan Deniz Piyadeleri’nin mezuniyet törenlerinde okudukları “Bir Deniz Piyadesi Nedir?” cümlesi ile başlayan bağırtının bazı cümleleri şöyledir:
“Birleşik Devletler Deniz Piyadeleri, iki yüz yılı aşkın titremesidir yerin! Cehennemdir! Ölümdür! Yıkımdır! ... babamız ta kendisidir İblis’in!... Ben, kibirli, benmerkezci ve küstahım! ... Tanrı dinlenirken Yedinci Gün’de, O’nun sınırlarını aştık, dünyayı çaldık! O gün, bugün, gösteriyi biz yürütüyoruz! ...”
Bunlar bu derece sapkındır.
Mesih inancına gelince;
Bütün peygamberler âhir zaman peygamberi Muhammed Aleyhisselâm’ın geleceğini haber verdikleri gibi; Allah-u Teâlâ’nın peygamberlerinin verdiği haberlerden birisi de; kıyamete yakın ahir zamanda, zulmün afakı kapladığı bir devirde bir İslâm kumandanının geleceğidir.
Allah-u Teâlâ bir kulunu gönderecek ve fakat o Zât yahudilere yardım etmek için değil, zulüm ve zorbalıkla dolan dünyayı adalet ve huzurla doldurmak için, gerçek inananlara önderlik etmek için gelecek.
Dünyayı zulüm ve zorbalıkla dolduran Amerika ve İsrail olduğuna göre onların tâbi olacakları kişi Mesih değil Deccal olacak.
Zira Hadis-i şerif’lerde şöyle buyurulmuştur:
“Deccal yahudidir.” (Müslim: 2927)
“Taylesan elbiseleri giyinmiş yetmişbin İsfahan yahudisi Deccal’in emrine girecektir.” (Müslim)
Dünya tarihi Habil ve Kâbil’den beri aslında şu iki kutup üzerinde şekillenmiştir: “İman ve Küfür”
Görüldüğü üzere bugün yaşanan hadiseler bu ayrımı, bu iki kutbu net bir şekilde ortaya koymakta ve küffar, küfür ve azgınlığını büyüttükçe, bu hakikat gün geçtikçe berraklaşmaktadır.
Bugün küfür kutbunun başını İsrail ile beraber Amerika çekiyor. Avrupa bunlara tam destek vermese de teraziye vurulduğunda, günün sonunda İsrail ve Amerika’yı destekliyor.
İman kutbunun ön cephesinde ise Türkiye var.
Türkiye böyle bir kutuplaşmayı istese de istemese de hadiseler bizi buraya çekiyor.
Harp sanayiimizin tahminlerin fevkinde ilerlemesi, İsrail’in sapkın inancının ve siyasetinin direkt Türkiye’yi hedef almaya başlaması, Ortadoğu başta olmak üzere, İslâm dünyasının ve tüm dünya mazlumlarının Türkiye’den medet umması, Türkiye’ye gönülden destek vermesi; ister istemez bizi bu kutbun önüne koyuyor.
İman noktasında çok eksiğimiz var ancak samimiyetimiz var. Allah-u Teâlâ millet olarak devlet olarak gayretlerimizi iman kutbuna dahil etsin, günü geldiğinde doğru yerde durmayı nasip etsin.
Bu kutuplaşma Mehdi Aleyhisselâm’ın zuhuru, Deccalin ortaya çıkışı ve İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne inişi ile mütemmim hâle gelecek.
Bu sözler fantastik bir inanış yahut herhangi bir şahsın kehaneti değildir. Bu sözler gelecek tahmincilerinin, harp oyunları kurgulayanların, siyasi analiz yapanların hiçbirisinin sahip olmadığı gerçek bilgiye sahip olan âhir zaman peygamberi Hazret-i Muhammed Mustafa’nın -s.a.v.- verdiği haberlerdir.
Binaenaleyh Türkiye İsrail’in hedefindedir. İsrail bunu artık açık açık dile getiriyor. İsrail’in amacını, nasıl bir tehdit olduğunu, Türkiye’nin neden hedefte olduğunu ABD Suriye Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Barrack’ın şu cümlesinde bulabilirsiniz:
“İsrail bölgede güçlü ulus devletleri tehdit olarak görüyor”
İsrail bu yüzden Suriye’deki gelişmelerden çok rahatsız. Suriye’de güçlü bir devlet, güçlü bir ordu istemiyor. Sadece Suriye’de değil, Türkiye’de de, hatta Mısır, Arabistan ve Pakistan’da da güçlü bir devlet istemiyor. (İsrail İran’a vurdu, çok zarar verdi ama istediğini tam alamadı. Amerika’yı topyekün bir savaşa ikna edemedi. İran hâla İsrail’in hedefinde, İran da İsrail de yeni bir savaşa hazırlanıyorlar.)
İsrail Türkiye’yi kuşatmaya çalışırken Suriye’de Türkiye’nin söz sahibi olması İsrail’in bütün ayarlarını bozdu. Suriye’yi PKK ve Esed arasında paylaştırmayı hayal ediyorlardı. Ancak Türkiye’nin desteklediği Suriyelilerin Suriye’nin siyasal ve askerî bütünlüğünü sağlamış, gerçek bir orduya sahip bir ülke haline gelme ihtimalinin ortaya çıkması, İsrail için büyük bir kâbus.
İsrail bu yüzden Suriye’yi sürekli vuruyor, karıştırmak için elinden geleni yapıyor. Bunu yapmakla aslında Türkiye ile karşı karşıya geldiğini, geleceğini biliyor.
Nitekim Hakan Fidan, Suriye’deki son olaylarla ilgili; “...şiddet kullanarak bölmeye ve istikrarsızlaştırmaya doğru giderseniz biz bunu kendi milli güvenliğimize doğrudan tehdit olarak algılarız ve müdahale ederiz.” dedi ve “Uyarıyoruz; hiçbir grup Suriye’yi parçalamaya yönelik harekete girişmesin” ifadelerini ekledi.
Fakat İsrail o kadar azdı ki Türkiye ile karşı karşıya zaten geldi. PYD’yi açıkça destekliyor, PYD’liler “Amerika’ya güven olmaz ama arkamızda İsrail var” diye yazıp çizmeye başladı. İsrail bu düşmanlığı, bu çevreleme siyasetini Yunanistan ve Rum kesimi ile ittifak kurarak tamamlamaya çalışıyor.
İsrail; Dürzi vb. azınlık grupları kullanıp Suriye’yi karıştırmaya çalışmak; Şam’ı, Suriye Genel Kurmay Başkanlığı’nı, Başkanlık Sarayı’nın yakınını bombalamak; PYD’ye destek vermek gibi Suriye sahasında somutlaşan eylemleri ile Türkiye’yi askerî tehdit olarak hedefe koymuş ve harekete geçmeye başlamıştır. Unutmamak lâzımdır ki İsrail demek Amerika demek, Amerika demek İsrail demektir. Savaş istemeyen Amerikan başkanı bile İsrail’in savaş ve vahşetinin peşinden sürüklenmektedir.
Binaenaleyh düşman belli, siyaseti bellidir. Biz savaş istemiyoruz desek bile, savaşsız çözüm bulmaya çalışsak bile düşmanın bize savaşla geleceği artık aşikârdır.
Gelecekleri varsa görecekleri de var.